pc-gamer-news sitesinde yayımlanan incelemede, Evil Empire’in yeni Castlevania oyunu Belmont’s Curse’un güçlü temellere sahip olsa da tam olarak istenen kaliteye ulaşamadığı değerlendiriliyor. Yazar, oyunun teknik tuhaflıkları ve hissiyat eksiklikleriyle “biraz yerinde saydığı” izlenimini paylaşıyor.
İncelemeyi yazan isim, Castlevania: Belmont’s Curse ile siyah bir ekranda başlamasının ardından sorunu çözdüğünü anlatıyor. Oyunu 120 Hz’in üzerinde ayarlanmış bir monitörde çalıştırdığında görüntü vermediğini fark eden yazar, bu durumun oyun içi 120 fps sınırlayıcıyı seçtikten sonra kesme sahnelerinde oynancının oyunu rahatsız edici biçimde düşük kare hızına düşürmesinden dolayı aklında kaldığını belirtiyor.
Oyunu başlattıktan birkaç dakika sonra sorunu çözen yazar, bu tür teknik tuhaflıkların eleştirmenlere özel sürprizler olabileceğini ve çıkış için düzeltilmiş olabilir diye düşünüyor. Yine de sekiz saatlik oynanışında büyük keyif aldığını; oyunun ortasına yaklaştığını ve ilerledikçe daha da iyi hale geldiğini aktarıyor.
Ancak onlarca yıldır gelen ilk yeni Castlevania olmasına ve bu kadar yetenekli bir stüdyo tarafından geliştirilmesine rağmen, beklenen o başarılı dönüşü tamamlamadığı görüşünü paylaşıyor.
Belmont’s Curse’un bir nevi “juice” (oyun hissiyatı/polish) sorunu olduğu vurgulanıyor. Yazar, son yıllarda sıkça kullanılan “it’s got the juice” ifadesinin artık iyi anlamına gelen kısaltmaya dönüştüğünü; ancak aslında canlandırıcı dokunuş, yani oyuncunun her hareketine tepki veren, minimal girişle çok sayıda etkileşim sunan o özel kaliteyi ifade ettiğini açıklıyor.
Aksiyon oyunlarına hissiyat katan unsurlar ekran sallaması, hitstop (vuruş anında kısa duraksama), düşman tepkileri ve parlak parçacık efektleri olarak sıralanıyor. En önemlisinin ise karakterin hareket ederken, zıladığında veya atladığında nasıl hissettirdiği olduğu belirtiliyor.
Dead Cells’in son on yılının büyük kısmını geliştiren Evil Empire için dünyanın en hızlı ve en “juicy” aksiyon oyunlarından biri olduğu; Hollow Knight’ın hızlı çivi hamleleri ve hassas atlamaları da oldukça canlandırıcı olduğu, bunun da oyunu bu kadar başarılı kıldığı anlatılıyor.
Ancak Belmont’s Curse’un ara sıra karmaşık biçimde “juiced” ama aynı zamanda kuruduğu ya da bozulduğu iddia ediliyor. Yazar, saatlerce oynadıktan sonra hala onu rahatsız eden ve oyunun bir şekilde “yerinde olduğunu” hissettiren birkaç unsur bulunduğunu söylüyor.
Rose Belmont’in kamçısının uzun bir rüzgar alma (wind-up) hareketi olduğu; bu kamçonun Fransa’nın ve Dracula’nın kaleinin etrafında salındığı için mükemmel zamanlama gerektiren diken platformlama meydan okumalarında bir rahatsızlığa dönüştüğü anlatılıyor. Zamanlamayı doğru yakalasa bile, analog çubuğu hareket etmek istediğim yönde tuttuğum için bazen asıl bağlanmam gereken noktayı kaçırdığı belirtiliyor.
Oyunun öğrettiği ilk kaçış hareketinin ileri kayma olduğu; ancak bu hareketin çok az ya da hiç dokunulmazlık çerçevesine (invincibility frames) sahip olmadığı için daha fazla boss savaşında kurtardğından çok öldürdüğü ifade ediliyor. Yazar, artık bunu kullanmamayı öğrenmiş olması gerektiğini ama bunun oyunla ilgili onlarca küçük ve fısıltılı detaydan sadece biri olduğunu ekliyor.
Bir diğer örnekte ise belirli duvar ve zeminlerden geçmeyi gerektiren sıkıcı platformlama meydan okumalarının, varsayılan olarak sol tetikleyiciye atanmış bir beceri kullandığı; ancak bu hareketi hataya çok az marzla pompalamanız gerektiğinde işin içinden çıkulamadığınız anlatılıyor. Duvardan geçmek (tut), oradan duvar zılaması yapmak (bırak), başka bir duvardan geçmek (tut) ve ardından diken çukurunun üzerindeki bir zemine inmek (bırak) gibi karmaşık hareket dizileri için neden en uzun mesafe kat eden analog girişinin kullanıldığı soruluyor.
Rose’un kamçısını kullanarak düşmanlara doğru çekilip vurması gereken saldırının zamanlamasının çok erken ayarlandığı düşünülüyor. İyileştirme iksirini açmak için bir butona yeterince uzun süre basmanız gerektiği; bu yüzden savaşın ortasında iyileştiğini düşünüp aniden ölebileceğiniz anlatılıyor.
Bütçe sınırı olduğu bilinen yazar, oyunun Netflix Castlevania dizisinden açıkça esinlendiğini ve aynı ses aktörlerinden birkaçını içerdiğini belirtiyor. Erken kesme sahnelerinin statik görsellerden oluşan yatay tarama çekimleri olduğundan daha gösterişli bir sunum gerektirdiğini; Konami’nin bunun için yeterli bütçeyi ayırdığı düşünülmüyor.
Oyun ilk izlenimi kötü olsa da, birkaç saatlik Paris macerasının ardından Dracula’nın Kale’sine ulaşıldığında zekice platformlama hileleriyle ve her bir Dracula minyonuna işaret eden ipuçlarıyla öne çıktığı vurgulanıyor. Oyunun eski Castlevianalardan daha çok bulmaca odaklı ve düşündürücü olduğu; kale sürümünün oyuncunun en sevdiği versiyon haline gelebileceği tahmin ediliyor.
Oyun tamamen hissiyattan yoksun değil: Vuruşların isabet ettiğinde güzel ve tok bir hitstop etkisi bulunduğu; animasyon çalışmalarının pürüzsüz olduğu; tarot kartlarının, hem özel silah hem de yenmesi gereken boss’lar için kılavuz olarak işlev gördüğü için muhteşem sunulduğu belirtiliyor. Yazar, envanterde bu kartları karıştırmayı sevdiğini söylüyor.
Evil Empire’in Belmont’s Curse’un Dead Cells’e benzediğini garanti etmeye çok çalışırken kontrollerin tam olarak uyum sağlamadığı bir duruma geldiği sorusu akla geliyor. İfade edilmesi zor bir sorun olsa da, oyunun istenen Castlevania dönüşünü gerçekleştirmesini engelleyen küçük bir gevşeklik olduğu görüşü paylaşılıyor.
Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔


YORUMLAR (1)